Sonntag, April 04, 2010

Informationsveranstaltung mit Robert Kurz


Informationsveranstaltung
mit
Robert KURZ

Autor des Buches „Das Weltkapital“ und „Schwarzbuch Kapitalismus“




Diskussion und Fragen

über die kapitalistische Systemkrise und die zukünftigen Perspektiven

Wann? Sonntag, 04. April 2010, 15.00 Uhr

Wo? Im Kurdisch-Türkisch-Schweizerischen Kulturverein (KUTÜSCH), c/o Breitsch-Träff, Breitenrainplatz 27, 3013 Bern

Alle Interessierten sind herzlich eingeladen.

Kontaktperson: Sadik Kolusari, 079 / 611 23 42 / s.kolusari@bluewin.ch

Über Robert Kurz: http://de.wikipedia.org/wiki/Robert_Kurz

Einige Veröffentlichungen von Robert Kurz:

1994: Der Kollaps der Modernisierung. Vom Zusammenbruch des Kasernensozialismus zur Krise der Weltökonomie

1999: Schwarzbuch Kapitalismus. Ein Abgesang auf die Marktwirtschaft

2005: Das Weltkapital. Globalisierung und innere Schranken des modernen warenproduzierenden Systems

2010: Tote Arbeit. Die Substanz des Kapitals und die Krisentheorie von Karl Marx (in Vorbereitung)

Donnerstag, September 24, 2009

Özgürlük, Barış: Nasıl? Ne Zaman?, PANEL, 20.09.2009

1. Toplumda insanların kültürel geriliği veya ileri birikimi ile bu insanların biribirleriyle barbari veya insani ilişkiler içerisinde bulunmaları toplumsal duraksamaların, patinajların, belli bir süreliğine de olsa hatta gerilemelerin veya insani gelişmelerin anasıdır. Sistemlerini devam ettirebilme sorunuyla karşı karşıya gelmiş bulunan sistem sahiplerinin, toplumun bakış açısıyla, anlayışlarıyla, dini veya ulusal sorunlarıyla ve insanların biribiriyle ne biçim ilişkilerde bulunmalarıyla yakından ilgilenmeleri bu yüzdendir. Çünkü insanların biribiryle bugünkü dostane veya hısımhane, barışçıl veya kavgacı bir duruşları mevcut sistemin kaderi ile yarının/geleceğin durumunu da belirler.

2. Marks’ın „bir toplumda egemen düşünce, o toplumun egemenlerinin düşüncesidir” sözünü hatırlamak gerekiyor. Bunun böyle olması yani toplumun egemenlerin düşüncesini taşıması, toplumsal çıkarlar yerine egemenlerin çıkarlarının yürümesi için egemenlerin özel çalışmaları ve projeleri var. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere, burjuva akademisyenleri şu veya bu coğrafyadaki toplumu ve genel olarak dünya toplumunu nasıl düşünmeye yöneltebilmek için harıl harıl çalışmalar yapıyor; gerekli adımların ve gidişatın nasıl olması gerektiğini tespit edip kısa, orta ve uzun vadeli olarak pratiğe geçiriyor.

3. Dünya egemenlerinin, günümüzde, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında yaşayan insanların, özellikle de bir burjuva sistemindeki normal özgürlüklere susamış kürtlerin durumuyla ilgilendikleri aşikardır. Onların kararları ve türk hükümetinin yönlendirme ve uygulamalarıyla, ne yazık ki, toplum dini ve milli kimliklere dayalı olarak „kendine“ geliyor/getiriliyor. Bu kendine gelmede tamamen „egemenlerin düşüncesi“ egemendir, hakimdir, belirleyicidir. Toplumun ne ilerici devrimci geçinenin ne aydınların ne de şu veya bu kesimin, egemenlerin düşüncesi dışında bir eğilimi veya stratejisi yoktur, gözükmüyor. Oysa egemenlerin stratejisinde ve yönlendirdiği gelişmelerde gelecek yok; sadece geleneksel, gerici anlayışlar etrafında bazen uyuşma, bazen vuruşma ile öbür dünya, ahiret ikilemi var.

4. Özgür düşünebilen insan, egemenlerin düşünce ve projelerine tutsak olmayan insandır. Coğrafyamızda ve dünyamızda özgürlük ve barış çabaları, egemenlerin düşüncesi dahilinde veya etrafında değil, ancak ona karşıt bir karekter kazandığı, insanların geleneksel değerler ve öbür dünya ikileminden çıkmasını, özgür üretim, özgür tüketim ilişkileri içerisinde özgür insanlar yaşamını hedeflediği zaman gerçekten özgürlüğe ve barışa hizmet edecektir. Ancak gerçekten o zaman esaret ve kan yerine, özgürlük ve barışın kokusu burnumuza gelecektir, topluma sinmeye başlayacaktır. İnsanlar dini gericilik, milliyetçilik gibi geleneksel, gerici değerlerden sıyrılıp insani değerlerle buluşmaya başlayacaktır. Özgürlük ve barış sorununa böyle yaklaşmak gerekiyor. Her birey kendi kendisiyle bu yönlü hesaplaşma ve kendisini yenileme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Sadık KOLUSARI

© Kürt-Türk-İsviçreliler Kültür Derneği (KUTÜSCH) Bern Paneli: Özgürlük Barış: Nasıl, Ne Zaman?
20 eylül 2009

---------------------------------------------------------------
Kısaca diğer panelistlerin dedikleri:

Mukaddes: İsviçre’de yaşadığımız için ben buracaki barışık bir arada yaşamak için bir kaç cümle söylemek isteyeceğim. Herkesin bu konuda zorlukları var. Bence herkes kendisini, bu zorlukları aşmak için kendisini zorlaması gerekiyor. Ne yapmalı: Bir kere kendimizi ifade edebilmek için dil öğrenmeliyiz, meslek edinme çabasına girmeliyiz. Ekonomik özgürlüğü elde etme hedefimiz olmalı. Çocuklarımızın yanında başka kültürleri karamamalı, önyargılı davranmamalıyız.

Ahmet: Ben kürtlerin barış talebi üzerinde durmak istiyorum, zaten beklentiler de bu yönde. 1939’da Almanya’nın Polonya’ya girmesiyle barış özellikle dünya kamuoyunun gündemine gird. Barış, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin birlikte yaşam ilkesidir. Kürtler olarak ne osmanlıyla ne de Türkiye’yle barış içinde yaşayamadık. Sol, sağ ile çatışırken, sağdan baskı görürken, kürtler askerden baskı gördü, askerle barışık yaşayamadı. Otuz yıldan beri süren bir savaş var. Buna rağmen kürt ve türk haklarını birbiriyle çatıştıramadılar.
Barış niçin yapılır? Önce şunu belirteyim, bence kürt halkı içerisinde bir de PKK Halkı vardır. PKK Halkı terimi bence doğrudur. Savaş veya açılım tamamen PKK Halkı ile olacaktır. Barış bu halkın elde etmek istediği talepler üzerindeki müzakere olayıdır. Taleplerimizin bir kısmını elde etmek için herkesle, şeytanla bile anlaşmaya hazırız. Barış taraflarından biri PKK Halkı’dır, diğeri dünya konjöktürü ve türk devletidir; fakat türk halkı değildir. Barışın esas muhatapları bedel ödeyenlerdir, siyasallaşmış PKK Halkı’dır. Gerillayı dağdan indirebilecek olan PKK Konseyi ve Abdullah Öcalan’dır.

Şunu da belirtmek istiyorum: PKK’nin yenilgisinden yeni bir sınıf hareketi doğmaz. Türk solunun bunu bilmesi gerekiyor. Süleyman Demirel’in dediği doğrudur: „Bu son kürt isyanıdır“.

Hürü: Barış, çatışma sürtüşme sonucunda taleplerin yerine getirilmesine dayalı bir anlaşmadır. Barışın kalıcılaşması için samimi olmak, kendisi olmak gerekiyor. Ancak PKK Halkı ile gerçek bir barışın olacağına inanmıyorum. Ödenen bedellere denk karşılığın alınabilmesi için, PKK’nin ne kadar parmak bastığı bir soru işareti olarak durmaktadır. Barışın olabilmesi için sebep ve sonuç ilişkisi sorgulanmalı, istemlerde samimi olmalı ve sağlıklı mücadele verilmelidir. Sözlerimi Tarık Akan’ın üç çocuğunun isimleriyle tamamlamak istiyorum: Barış, Özgür, Yaşar

----------------------------------------
Kisaca dinleyicilerin tepkileri:

Teslim: Dünya egemenlerinin ne yaptığına, insaları nereye götürdüklerine bakmamız gerekiyor. Biz antikapitalist, antiepmperyalist gibi antilerle bir yere varamadık, fakat egemenler yönetmeye ve yönlendirmeye devam ettiler. Kapitalizm kanla doğdu, kendisini kanla idame etti. Serbest rekabetçi aşamada savaş yaptı, tekelci aşamada savaş yaptı; fakat globalizm aşamasına gelince Bush dönemindeki her tarafı tehdit eden politikalarını terk etmeye ve barış politikasına yöneldi. Bush’un savaş projeleri bir bir kaldırıldı. Kapitalizmin ne yapmak istedigini anlamaya çalışıyorum. Obama’dan bu yana yeni gelişmeler var. Obama’yı destekleyen tekeller baskın gelirse, silah tekelleri zayıflamaya devam edecektir. Tekeller barış yayıyor, biz de bundan yararlanacağız. İstemeyan olsa da Kürt Sorunu çözülecektir, barış olacaktır.

Mehmet: Türkiye’de barış emperyalistlerin istediği oranda olacaktır.

Ertan: ABD’nin masada bir yeri var. Fakat PKK’nin de bir yeri var. Olup bitenlerin bir senaryo olduğuna inanmıyorum. Yedi yılını dolduran AKP hükümeti farklı şeyler yapıyor. Olup bitenler sadece ABD, Türkiye isteğine bağlı değildir; PKK mücadelesi belirleyicidir.

Hasan: Babamın tespitlerini dikkate almak lazım. Bu güne kadar egemenlerin çıkarları savaş gerektiriyordu; şimdi onlara barış lazım. Olup bitenler sisemin başarılarıdır, kendimize pay çıkarmayalım.

Mittwoch, Mai 06, 2009

Emegin Kurtulusu mu, Isten Kurtulus mu?, 03.05.2009

Ücretli iş de dahil olmak üzere çalışma elbette toplumsal gelişmelerde önemli bir rol oynamıştır. Ancak sınıflı toplumlarda iş insan unsurunun, bireyin açılımı önünde pranga funksiyonu görmüştür. Sınıfsız ve sömürüsüz bir topluma geçiş aşamasında bugün işe yaklaşım üzerine:


1. Sınıflı toplumsal yaşam koşullarının insana empoze ettiği insanın iş için yaratıldığı, insanın işsiz yaşayamayacağı anlayışını kıramadık. Ücretli iş ile serbest meşguliyeti/uğraşıyı biribirinden ayırt edemeyerek, zorunluluk ile gönüllülük arasındaki farkı açığa çıkaramayacak kadar zavallılıktan kurtulamadık henüz.

2. Çalışmak için çalışmak, yaptığı işin mahiyetini anlamadan ücret için çalışmaktan yüz bükmedik. Geçinebilmek için zorunlu olarak çalışmaya tapar duruma geldik. Keni çıkarlarımıza uygun kendi irademizi oluşturamadık, işalan olarak işverenin çıkarlarını temsil eden işveren iradesine bağlandık. İşalan olarak, işverene sadece ekonomik değil, fikirsel olarak da tabi olduk. Kendimiz olamadık henüz.

3. Sadece üretmek için üreten bir çalışma tarzıyla, üreten olarak ürettimden yabancılaştık. Ne ürettiğimiz, ürettiğimizin nereye gittiği, örneğin ürettiğimiz silahların bombaların insanların başında patlattıldığı bile bizi ilgilendirmedi. İster proleter densin ister işçi, dostluk-kardeşlik-dayanışmanın lafını ettik, ama bunlarla tanışmadık. Ne için, neden ürettiğimizin farkına varamadık. Sadece çalışıp maaşımızı aldık. Salladık kıçımızı başımızı, aldık maaşımızı. Dinledik sahibimizi, aldık yemimizi. Hayvani olduk. İnsanileşemedik, insani değerleri içselleştiremedik henüz.

4. Hayvani insan olarak ücret karşılığı yapmayacağımız kalmadı: sağlığımızı hiçe saydık. Kas gücümüzü, beyin gücümüzü sattık. Gerektiğinde soyunduk çırılçıplak, oynadık köçek gibi. Bedenimizi sattık, çocuğumuzu sattık. Bunlar yetmeyince başkasını pazarlayanlara, insan ticareti yapanlara alet olduk, el-ayak olduk. İnsana ve doğaya saygıyı öğrenemedik henüz.

5. Solculuğumuz, gerici iş/emek anlayışından kopamadı. Eşekçesine çalışmayı marifet sayan işverenin işalanından özgürlükçü bir misyon bekledik. Sosyal Demokrat olduk, komünist-bolşevik olduk, fakat Paul Lafargue, Max Adler gibi yüz akları istisnalarımız hariç, bizi köleleştiren ilişkilerin, bir yüzü sermaye olan madalyonun diğer yüzünü, barbarlığa hizmette kusur bırakmayan kapitalist işleyişin önemli bir bileşeni için „emek en büyük değerdir“ belirlemesini aşamadık henüz.

6. Neyse ki, biz ondan vazgeçmeye daha hazır değilken, iş bizden vazgeçti. Ücretli iş/emek gelip çıkmaza girdi, sonuna dayandı. Ücretli işe/emeğe tapanlar da ideolojik ve örgütsel olarak bitti. Biz halen “herkese iş“ derken, iş elveda etti ve başınızın çaresine bakın dedi; biz komünist parti örgütlenmesi dahil olmak üzere hiyarerşik yapılardan halen kendimizi koparamazken evrensel boyutlu yeni belirleyici olmaya başlıyor artık.

7. Serflik toprağa/tarıma dayalı uygarlığı geliştirdiyse, ücretli emek de teknolojiyi muazzam geliştirdi. Őylesine geliştirdi ki, yeni bir uygarlık için yol açtı. Dünya çapındaki ani iletişim imkanı (internet) ve software, bireysel açılım-gelişim ile kendi kendine örgütlenme gelecek yaşamın temellerini gösteriyor. Nasıl ki feodalizmin bağrından kapitalist üretim ilişkileri önce nüve olarak ortaya çıkmış ve daha sonra belirleyici hale geldiyse, kapitalizmin bağrından uç veren yeninin nüveleri bize yeninin müjdesini veriyor artık.

8. 1970’li yıllardan itibaren başgösteren Üçüncü Teknolojik Devrim veya başka bir söylemle Mikroteknolojik Devrim ile objektif gelişmelerin sonucu olarak makinenin bir bileşini olmaktan çıkarılan insan unsuru kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Toprağı işledikten, teknolojiyi geliştirdikten sonra teknolojinin nimmetlerinden koparak kendisiyle buluşmaya ve kendini geliştirmeye mecbur bırakılıyor. Toprak ve teknolojiden sonra sıra insanın gelişimine, açılımına geliyor artık.

9. “Herkese iş“ yerine “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre“ şiarını yükseltmenin ve herkesin istediği alanda uğraşması ve herşeye kavuşması ortamını yaratmanın, kapitalist ilişkilerden sonra özgür ilişkiler içerisindeki özgür insan dönemi başladı/başlıyor artık.

10. Toplumsal kurtuluş, emeğin kurtuluşuyla değil, ücretli emekten özgürleşmek ile mümkündür, demenin gereklerini yerine getirecek toplumsal özne olarak toplumun kendisinin, kimseye vekalet vermeden ve bu sefer ekmeğini kimseye kaptırmadan devreye girerek insani değerleri belirleyici kılmasının objektif koşulları oluşmuş bulunmaktadır. Barbari bir araya izin verilmeden, insaniyet öncesi tarihin geride bırakılarak insani tarihin başla(tıl)ması gerekiyor artık.

Montag, März 09, 2009

Düsünsel Üretim Sitesi

zum Lesen/okumak icin: http://www.dusunseluretim.com/

Auszug aus dem Arbeitsbericht des Vereinsvorstandes für die 17. Vollversammlung des Vereins (22. Februar 2009)

Der Kurdische-Türkische-Schweizerische Kulturverein KUTÜSCH ist ein Ort, wo die Menschen aus dem Kanton Bern, die keinen nationalistischen und religiösen Extremorientierung haben, sich zusammentreffen um austauschen, diskutieren, lernen und lehren sowie ihre soziale Aktivitäten selbständig durchsetzen. Kurze Darstellung unsere Tätigkeiten im Jahr 2008:

SELBSTARBEIT / SELBSTÄNDIGKEIT
Als Alternative von oben haben wir eine Arbeitsstill von unten vorgenommen. Als Vereinsvorstand haben wir uns bewusst zurückgezogen, unsere Menschen für eine Selbsttätigkeit, Selbständigkeit motiviert. Das ist eine Art und Weise, die für uns unerlässlich ist. Die Tätigkeiten wie Musikgruppe, Kindertanz und Theater sind von unten zustande gekommen, ohne Begleitung des Vorstands.

KUTÜSCHS-UMWELT
Weder der Nationalismus noch die ethnische Vorstellungen wurden in unseren Tätigkeiten beachtet. Der Mensch liegt im Mittelpunkt. KUTÜSCH ist ein Ort, wo die Menschen monatelang, sogar Jahrelang zusammengetroffen und ein gemeinsames Zusammenleben geschafft haben, ohne Bedürfnis zu wissen, wer Kurde oder Turke, Sunite oder Alevite sei. KUTUSCHS-UMWELT ist eine Ort, wo alle Besucher ihre Ruhe haben, ihre Leistungsbeiträge leisten und sich ausdrücken können. Es ist ein Erfolg von unseren Menschen, die seit der Gründung des Vereinsjahres 1988 etwas beigetragen haben.

BEWUSSTSEIN
Über die wichtigen Entwicklungen auf unseren Herkunftsorten, Anatolien und Mesopotamien, und unserem Aufnahmeort die Schweiz sowie auf der ganzen Erde haben wir wichtige Informationsveranstaltungen organisiert. Alle, die hier kommen, haben sicher davon profitiert. Hier sind einige Beispiele von Informationsveranstaltungen, die im Jahr 2008 stattgefunden sind: Der Weltfrauentag, das Newroz-Fest, die letzte Entwicklungen in der Türkei und die kurdische Frage, eine Bewegung für eine klassenlose Gesellschaft, die Gedanken gegen den Krieg, 12. September als dunkle Wolke, Frauen reden über ihre Probleme, Männer reden über ihre Probleme, Austausch über Ergenakon-Organisation, Technologische Revolutionen, der Krise des Kapitalismus und der Linke, usw.

Durch unsere Austauschveranstaltungen versuchen wir die zukünftige Perspektive für uns aufbauen und unseres Bewusstsein zu entwickeln. Unser Ziel ist die Vergangenheit zu verstehen, sich davon zugunsten der Zukunft ablösen.

INTEGRATION/SOZIALISIERUNG
Durch unseres Jugendfest, Picknik und unsere amüsierende Unterhaltungen haben wir unsere Bedürfnisse für Gemeinsamkeit beachtet. Unsere Musikgruppe, Kindertanzgruppe und Theater sind wichtige gemeinsame Produkte für unsere Integration und Sozialisierung.

KINDER
Die stattgefundene Kinderbühne und Kindertanzgruppe sind unsere Aktivitäten, dadurch wir für unsere Kinder etwas leisten. Wir unterstützen unsere Kinder bei ihren Wünsche und Ziele.

GEGEN RASSISMUS UND ABBAU DER SOZIALEN
Wir leisten eine Zusammenarbeit mit den fortschriftlichen Kräften der schweizerischen Gesellschaft. KUTÜSCH unterstützt die Initiative für das Stimm- und Wahlrecht für Auländerinnen und Ausländer. Bei den Unterschriften sammeln, haben wir mitgemacht und die Initiative mit Fr. 300.- unterstützt.
Gegen den Rassismus und Abbau der sozialen Rechte haben wir bei mehreren Aktivitäten schriftlich und praktisch beteiligt.

FÜR DIE MIGRANTINNEN UND MIGRANTEN SOWIE ASYLBEWERBER
Als Verein mit einer schweizerischen Gruppe haben wir gegen die Ausschaffung der Familie Kasikkirmaz mitgekämpft. Die Unterschriften gesammelt, die Übersetzungsleistungen gebracht. Unsere Bemühungen brachten ein gutes Resultat: Familie Kasikkirmaz darf in der Scheiz bleiben.

WÖCHENTLICHE KOCHGRUPPEN
Mit 11 Kochgruppen beteiligten sich die Vereinleute, zu Kochen und am KUTUESCHUMWELT für den Tag den Verein gegen innen und aussen zu vertreten. Das zeigt die Wille unserer Leute für den Verein zu sein. Gleichzeitig zeigt es, dass der Verein für die Leute ein merkwürdiges Bedürfnis ist.

RADIO BERN (RaBe)
Unsere monatliche Sendungen laufen auf Deutsch und Türkisch weiter.

KUTÜSCH INTERNETSEITE
Es funktioniert.

KUTÜSCH CD
Als Verein haben wir vor, eine KUTÜSCH MUSIK CD zu machen. Gespielt und gesungen wird durch Kutüsch-Leute.


KUTÜSCH
Im Namen des Vorstandes
Sadık KOLUSARI, Vereinspräsident

Dienstag, Februar 24, 2009

KUTÜSCH 17. Olağan Kongresine Sunulan Faaliyet Raporu (22 şubat 2009)

Değerli üyeler
Değerli misafirler

Kürt-Türk-İsviçreliler Kültür Derneği KUTÜSCH, Bern Kantonunda milliyetçilik/ırkçılık ile dincilik/mezhepçilikten uzak insanların kendisini ifade etme ortamıdır. İnsanlar bu ortamda bulusma, konuşup dertleşme, görüs alışverişinde bulunma, bilgilenme ve bilgilendirme, istedikleri sosyal faaliyeti geliştirme olanağına sahipler. Geçen kongreden bu yana, bu ortamı ve buradaki çalışmaları kısaca değerlendirelim.

KENDİ KENDİNE ÇALIŞMA / KENDİNİ KENDİ YÖNETME
Bir yıllık çalışma programımıza nasıl bir çalışma tarzı ve hangi hedeflerle çalıştığımızı belirterek başlamak istiyoruz. Çalışma tarzı olarak kendi kendine bir çalışma yöntemini yönetim kurulunun fonksiyonuna alternatif olarak benimsemiş bir derneğíz. Yönetim Kurulu olarak bilinçli bir şekilde geri durduk, kitleyi yani dernek üyelerinin kendi ihtiyaçları doğrultusunda çalışmalarını teşvik ettik, çalışmalarda meydanı onlara bıraktık. Bu vazgeçilmez çalışma tarzımızdır. Muhsin Sarıoğlu yönetimindeki Saz Grubumuz, Tülay/Türkan/Mukaddes ile Çocuk Folkloru, Tanya’nın çalıştırdığı Tiyatro‘,muz en önemli faaliyetlerimiz arasına insanlarımızın kendi insiyatifiyle attıkları adımlardır.

KUTÜSCH ORTAMI
Çalışmalarımızda ne milliyetçiliğe ne de mezhepçiliğe yer verdik. İnsanı başa aldık ve öyle bir ortam yaratıldı ki burada aylarca, hatta yıllarca beraber çalışan insanlar kimin kürt veya türk, kimin sünni veya alevi olduğunu sorma gereği duymadı ve KUTÜSCH ORTAMI gelen herkesin rahatını bulduğu ve katkılarını yapabildiği, kendisini ifade edebildiği bir olanak oldu. Bu olanağı yaratmak ve devam ettirmek çalışmalarımızın önemli başarılarından birisidir.

BİLİNÇLENMEGeldiğimiz anadolu ve mezopotomya toprakları ile İsviçre ve dünyadaki gelişmeler hakkında önemli bilgilendirmeler ve tartışmalar yani bilgilendirme/görüş alış-verişi toplantılardan buraya gelen herkes kendi nasibini almıştır. Bazı örnekler verecek olursak: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlaması (9 mart), Newroz üzerine görüş alış-verişi (23 mart/Sadık Kolusarı), Türkiye´deki Son Gelişmeler ve Kürt Sorunu (6 nisan/Teslim Töre), Sınıfsız Toplum Hareketi (25 mayıs/Sadık Kolusarı), Savaşa karşı düşünceler (22 haziran), Kara Bulut 12 Eylül (14 eylül/T. Töre), Kadınlar Sorunlarını Anlatıyor (2 kasım), Erkekler Sorunlarını Anlatıyor (9 Kasım), İsviçre Ulusal Parlementosu milletvekili Lumengo Ricardo ile İsviçre´de Yabancılar ve İlticacılar Yasası (23 kasım), 2009a doğru Türkiye ve Dünya (21 aralık/T. Töre), AKP ve Ergenekon örgütü üzerine görüş alış/verişi (11 Ocak 09/T. Töre), Teknolojik Devrimler, Kapitalizmin ve Solun Krizi (25 ocak 09/S. Kolusarı) konularını işleyerek, tartışarak ileriye yönelik perspektiflere ve gelişmelere dair bilgi düzeyimizi geliştirmeyi hedef aldık. Eskiyi anlama, ondan kopma ve ileriyi görebilme, katkı sunabilme düzeyini yakalama bir diğer hedefimiz oldu.

GEÇMİŞİ ANLAMA, TAKILIP KALMAMA
Ölümsüz Devrimcileri Anma (11 mayıs/T. Töre) toplantımız ile geçmişimize öncülük edenleri, kendi canlarıda dahil hiçbir şeylerini esirgemeden sundukları katkılarını andık, geçmişimizi anlamaya ve dersler çıkarmaya çalıştık. Bu konuda önemli eksikliklerimizin olduğuna inanıyoruz. Bir sigarayı bırakmanın bile ne kadar zor olduğunu düşünecek olursak, koca bir ideolojik, örgütsel, sosyal ve pratik geçmişten kopmanın çok zor olduğunu kabul edebiliriz.
KAYNAŞMA/SOSYALLEŞME
Gençlik ve çiğköfte (18 mayıs), Geleneksel Yıllık Piknik (14 Haziran), ikinci piknik (5 ekim), geçen hafta düzenlenen eğlence ile kaynaşma, paylaşma ve eğlenmeyi ihmal etmedik.
Kaynaşma ve sosyalleşme yolunda Saz Grubu iyice yer alırken, Folklor ve Tiyatro çalışmalarımız zaman zaman devam etmektedir.

ÇOCUKLARIMIZÇocuk Kürsüsü (20 nisan), Çocuk Saz Grubu gibi etkinliklerimizle çocuklarımızi gözetme, destekleme ve sağlıklı büyümelerine katkı sunma başka bir hedefimiz oldu.

IRKÇILIĞA VE SOSYAL HAKLARA KARŞİ TUTUM
Bu konudaki mücadelemizde yönümüzü içinde yaşadığımız toplumun ilerici güçlerine, insanlarına döndük. „Zäme Lebe Zäme Stimme“ yani „Ortak Yaşam Birlikte Seçme“ kampanyasında yabancı kökenliler arasında en fazla imza toplayan KUTÜSCH oldu. Masraflar için 300.- Frank maddi katkıda bulunduk.
Sosyal hakların kısıtlanması ve ırkçılığa karşı bir çok eylemde yazılı ve pratik olarak yer aldık.

MÜLTECİ ve İLTİCACI SORUNLARINA DUYARLILIK
Derneğimiz üyesi olan Nimet Kaşıkkırmaz ve çocukları için İsviçreyi terketme kararına karşı İsviçrelilerle birlikte derneğimiz imza kampanyası, avukat işlemleri gibi konularda önemli destekler sunarak terk durduruldu, F oturumları verildi.

HAFTALIK NÖBET GRUPLARI
Geçen Kongreden bu yana 10 tane grup sırasıyla yemek pişirdi ve o gün derneğimizi temsil etti, derneğin düzeni, işleyişi ve ortamını belirledi. Eksikliklere rağmen tutturulan bu düzey, dernek üyelerinin derneklerine sahip çıktıklarının da göstergesidir. Grup oluşumu ve çalışmaları, derneğimizin bu insanlar için bir ihtiyaç olduklarının göstergesidir.

RADIO BERN (RaBe)
Aylık radyo yayınlarımız devam etmektedir. Yayınlarımız almanca ve türkçe yapılmakta olup Salı günleri saat: 19.00 – 20.00 arasındadır.

KUTÜSCH INTERNET SİTESİ
Çok canlı ve çok aktuel olmamakla birlikte hayatına devam etmektedir. İnsanlarımız yayınlanması için yazı, şiir, hikaye, vb. katkılar sunarak canlandırabilirler.

KUTÜSCH CD
Derneğimizin üyesi veya ziyaretçileri arasında bulunan seslerin ve sanatların ürünü bir müzik CDsinin yapılması çalışmaları henüz düşünce aşamasında olmakla birlikte hedeflenmiştir.

Çalışma tarzımızın ve etkinliklerimizn bir özetini sunduk. Sonuç olarak, tüm üyelerimizin ve bu ortamı bir ihtiyaç olarak görüp buraya gelen ve buradan bir seyler alan herkesi bu ortama sahip çıikmaya, birşeyler katmaya davet ediyoruz.



KUTÜSCH
Yönetim Kurulu
adına dernek başkanı
Sadık KOLUSARI

Samstag, Februar 07, 2009

Teknolojik Devrimler, Kapitalizmin ve Solun Krizi, SADIK KOLUSARI

18. yüzyıl sonlarında (takriben 1775 yıllarından itibaren kömür, demir/çelik, dokuma tezgahları, buhar makinesi, demiryolu, telgraf, vs. ile) başgösteren ve 19. yüzyılda (takriben 1870’li yıllardan itibaren petrol, jeneratör, elektronik motor, telefon, vs. ile) önce Avrupa ve ABD’de olan Birinci Teknolojik Devrim, hayvancılık ve tarıma dayalı toplumsal ilişkiler yerine makine ve sanayiye dayalı üretim ilişkilerini belirleyici duruma getirdi.

İkinci Teknolojik Devrim’in birinci aşamasında 1915’ten itibaren çocukluk ve emeklemeyi geride bırakan kapitalizm gençlik/delikanlılık dönemine girdi ve 1950’li yıllardan itibaren gerçekleşen ikinci aşama (akıcı band, kitlesel üretim, otomatikleşme, robotlaşma, telsiz, radyo ve televizyon tekonolisi, matbaa teknolojisi, havacılık, vs.) sonucu kapitalizm gelişkinlik evresine girdi.

1970’li yılların ortalarından itibaren başgösteren ve 1980’li yıllarla birlikte iyice belirginleşen Üçüncü Tekonolojik Devrim (Bilgisayar, internet, cep telefonları, mikro elektronik, gen tekniği, vs.) ile kapitalizm, organik gelişimini tamamlayan gelişmelerle buluştu, zorlandı, 1980’li yıllarda devlet kapitalizmi versiyonu iflas etti ve batı versiyonuna entegre oldu. Devlet kapitalizmi veya reel sosyalizm denen versiyonu çöktükten sonra, bu çöküntünün devamı hastalık belirtileri (evrensel işsizlik, yoksulluk, savaş, iflas, vs.) arttı ve 2008 yılı itibariyle kapitalizmin dünya sisteminin final krizinde olduğu tüm belirtileriyle ortaya çıktı. Kapitalizm insanların ihtiyaçlarını karşılamaz, doğayı imha ve kendi kendini yeme/kendi altını oyma durumundadır. Kapitalizm sürekli sermaye birikimi ve yoğunlaşması olmadan düşünülemez. Bu ise, canlı emeğe dayalı sömürüyü temel alan bir işleyişe sahiptir. Üçüncü Teknolojik Devrim gelişmesi birinci ve ikinci teknolojik devrimlerde olduğu gibi yeni iş sahaları açma bir tarafa, iş sahalarındaki canlı emeği dışarı atmaktadır. Yani üretim güçleri ile mevcut toplumsal, insanlararası ilişkiler ile derin bir çatışmaya girmektedir. Bundan dolayı mevcut kriz hem kalıcı hem de öldürücüdür. Ya toplum yeni üretim araçlarına uygun yeni üretim ilişkileri yaratır, ya da mevcut düzen sahipleri dünya toplumunu bir barbarlıktan başka bir barbarlığa götürür.

Kapitalizmin gelişimi boyunca solun durumuna gelince:

Ütopik sosyalistler: Bu nitelendirme marxistler tarafından 1848 öncesi sosyalizm anlayışları ve denemeleri için kullanılsa da, biz bugün bunlara 20.yy denemelerini (Paris Komünü, Ekim Devrimi ve sonrası süreç) ve sosyalizm anlayışlarını da (Leninizm, Maoizm, vs) rahatlıkla ekleyebiliriz. 20. yüzyıldaki ulusal ve uluslararası sosyalist/komünist örgütlenmeleri ve anlayışlar 1848 öncesi ütopik sosyalist anlayışların devamı niteliğindedir. Çünkü Marks "İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar“ derken tarihin gelişiminde belirleyici olanın insanların iradeleri değil, içerisinde bulundukları koşullar olduğunu belirtir ki bu belirleme tarihi ve toplumsal gelişmelerde bir doğrudur. Elbette burada insanların rolü önemlidir, toplumsal değişimlerde bu rol olmazsa olmaz bir gerçekliktir, ancak içerisinde bulundukları somut koşulları somut koşullardan hareketle.
20.yy sosyalistlerinin (ulusal, ülkesel) kimliklere dayalı anlayışları teorik ve pratik olarak öyle bir iflas etmiştir ki, bırak sıradan insanları, o sosyalist/komünist örgütlenmelere, anlayışlara sahip insanlar daha geri (milliyetçi, mezhepsel) kimliklere sarılmışlardır. İlerleyemeyenlerin belli bir süre sonra gerilemesi kaçınılmaz oluyor, nasıl ki gerileyemeyenlerin mutlaka ilerlemeleri gibi.

Dünya Hareketi: Marks komünizm bir dünya hareketidir, derken, dünyasal bir sisteme ve dünyasal bir harekete vurgu yapmaktaydı ki, bu Marks’ın bir başka doğrusudur. Ulusal ve uluslararası alternatifler ne dün ne de bugün kapitalist sistemi yıkma alternatifi olmuşlardır.

Kapitalizm bir dünya sistemi haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı ile bloklar son bulmuş olup dünya sermayesinin dünya pazarındaki dünya egemenliği dönemi başlamıştır. 1944 yılında Amerika Birleşik Devletleri´nin Hamphire eyeletindeki Bretton Woods´da kurulan Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile dünya egemeni sermaye için dünya egemenliğinin kurumları yaratılmış oluyordu. Merkezi Waşington´da olan Uluslararası Para Fonu´na dünyanın toplam 195 devletinden 185´i üyedir. Başkanı sadece ABD tarafından belirlenen Dünya Bankası’nın 2004 yılında 184 üye devleti vardı. Dünya Ticaret Örgütü’na 16 mayıs 2008’de Ukrayna ve 23 temmuz 2008’de Cap Verde’nin üye olmasıyla üye sayısı 153 devleti buldu. Askeri alanda NATO ile birlikte bu kurumlar, Birinci ve İkinci Dünya Paylaşım savaşlarından sonraki dünya sisteminin mimarında temel araçlar olmuşlardır. Bugün ekonomik, siyasi, kültürel, askeri olarak dünya çapında yeni bir ekonomik sistem, yeni bir egemenlik sağlanmıştır. Elbette şurada burada ayrı gelişmeler söz konusu olabilecektir, fakat bunlar belirleyici olmadıkları gibi bundan sonra da belirleyici olma şansları yoktur. Ne Çin, ne Rusya ne Hindistan ne de başka bir devletin veya gücün yeni bir dünya egemeni olma koşulları yoktur. ABD bu şekildeki son devlettir, son egemenliktir.

Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü’ne ek olarak G7 tarafından 1999 yılında dördüncü bir ayak daha oluşturulmuştur: Uluslararası Finansman İstikrar Forumu. İki yılda bir toplanacak olan Forum‘da yetmedi, 1970´li yılların ortalarından itibaren başgösteren ve 2008 yılından itibaren tüm dünyaya kendini hissettiren kalıcı ve öldürücü kriz ile iki dünya savaşından sonra kurulan sistemin temelleri çatırdamaya başlamış olduğundan şimdi de Fransa devlet başkanı Nicolas Sarkozy bir “yeni Bretton Woods“ istemektedir.

Sermaye ve ücretli emeğe dayalı sistem artık yürümüyor. Peki dünya insanlarının yanıtı nedir, ne olacak? İnsanların milyonlarca yıldan beri sağladıkları tüm gelişimlerin tüm olanaklarını hava ve su gibi tüm insanların ortak kullanımına dayalı bir dünya sistemini yaratacak bir dünya hareketinin doğumuna şahit oluyoruz. Karşılaştığımız görev şahit veya gözlemci olmanın ötesinde katılımcı da olabilmektir. Karşı olduğunu söylemiş olduğumuz sistem tarafından şekillendirilmişiz. Önce bu şekillenmeyi sorgulamamız gerekiyor. Yeni bir kişilik sahibi olma gerekliliğinin bilincine varmamız ve kendi mevcut yapımızla/kişiliğimizle/şekillenişimizle hesaplaşmamız gerekiyor. Solun krizini anlamak ve çözmek için insanların önce kendini anlama ve değiştirme yeteneği göstermesi gerekiyor. Mutlaka değişime buradan başlamamız gerekiyor, yokse gerisi laf üretmekten başka bir yere varmaz.

"Özgürlüğün/özgürleşmenin başlangıç metodu, -kulağa paradoks gibi gelse de- 'Kendi kaderini tayin eden hür birey' denen burjuva lafazanlığını boykot etmektir ve onu (tahtından) indirmektir, onu değişmez mutlak düşünce (Credo) gibi taşımaya devam etmemektir -o kendini artık, "Hür birey" veya "Reşit vatandaş" diye adlandırsa bile.. Böyle bir özgürleşme henüz yok (başlamadı). Gerekli olan şey, insanın içinde bulunduğu kısıtlılığın/sınırlılığın bilincine varması ve onunla atak bir şekilde hesaplaşmasıdır.Aynı zamanda 'Büyüme' ile, '(para) Birikimi' ile, 'Kapital ilişkileri' ile, '(kapitalist) İş ilişkileri' ile, 'Piyasa' ile hesaplaşılmalıdır. Bunlar büyük görevler, ama alternatiflerini de göremüyorum; hatta aynı türden, (onların yerine geçebilecek) benzerlerini bile göremiyorum. O halde, aşılması gereken birçok sınır var. Önce kafamızda, ama sonra gerçek hayatta aşmamız gereken sınırlar bunlar. Demokrasi ve diktatörlüğün ötesinde başka bir dünya olmalı. Keşfedilmeyi bekleyen bir dünya." (Franz Schandl)

Marks’ın 172 yıl önce babasına yazmış olduğu mektuptaki belirlemeler bugün de güncelliğini koruyor: “Değerli Baba, geçmekte olan bir dönem öncesinin sınır işaretleri gibi ortaya çıkan, fakat kesinlikle aynı biçimde yeni bir yöne işaret eden yaşam momentleri var. Böylesi bir geçis noktasında, gerçek durumumuzun bilincine ermek için, kendimizi, eski olanı ve mevcut durumu düşünsel olarak kartal gözlerle incelemek zorunda hissediyoruz.” (K. Marks, Tarihsel Mataryalizm, Ön Yazılar, Marks’ın Babasına Mektubu, 10 Kasım 1837, türkçeye çeviri S.K.).

Not: 25 ocak 2009 günü KUTUESCHdeki bilgilendirme konusmasi.