Sonntag, April 03, 2011

Arabistan’da Olanlar: Dünya Sermayesine Çıkar ve Topluma Barbarlık, Sadık KOLUSARI, 3.4.2011

Nedir? Neler Oluyor?
Bölge ve olup bitenlerle ilgili olarak burada deyeceklerim sınırlıdır, yetersizdir. Sadece daha fazlasını üretebilmek ve daha sağlıklı tespitlerde bulunabilmek için birkaç temel bilgi niteliğindedir.
Arabistan diyebileceğimiz arap bölgesinde 2007’de 317 milyon insan yaşarken, bu nüfusun 2015 yılında 395 milyonu bulması bekleniyor. Yemenlilerin yüzde 45’i ve mısırlıların yüzde 40’ı ayda 2 dollar altında bir parayla geçiniyorlar. Bölge halkı nüfusunun üçte ikisi 35 yaş altındadır. Cezayir’de gençlerdeki işsizlik oranı yüzde 46’dır. Özellikle gençlik mevcut iktidarların yeni perspektifler açamayacağı inancında ve hoşnutsuzdur. Oysa arap ülkelerinde onlarca yıldır gelişmelerden mahrum varlığını sürdüren rejimler, değişim zorunluluğu ile karşı karşıya gelmiş bulunuyorlar. Fakat serbest seçimler yapmakta bile zorlanan rejimler olduğu gibi devam etmek istiyor ki, bu mümkün değildir. Değişim kaçınılmaz bir hal almıştır. Değişimin niteliğini ise, müdahaleci gücün niteliği belirleyecektir ki, mevcut durumda ileri bir sıçrama mümkün gözükmüyor. Dünya egemeni sermaye devreye girmiş, gelişmelere yön vermektedir. Sistem içi kalmaya mahkum gelişmelerde ise gelişmini tamamlamış kapitalist sistemde bundan böyle “yeni“ hep eskiyi aratacaktır.
Tunus’da Muhammed Buazzi adında yüksek okul mezunu, fakat işsiz bir gencin el arabasıyla sattığı sebzelere zabıtanın el koymasıyla bir gencin17 aralık’da kendisini yakmasının ardından 20 ekim 2010‘de başlayan olaylar Ocak 2011 ortalarında Zeynel Abidin Bin Ali’nin 23 yıllık koltuğundan düşmesine yol açtı. Bin Ali Suudi Arabistan’a yerleşti. Fırtına ay sonunda Mısır’ı da sardı.
Mısır’da gençlik demokratikleşme talebiyle sokaklara dökülüyor. Kısa bir sürede sağcısı solcusu, siyasi partiler ve sendikalar harekete katılıyor. Hareket büyüdükçe büyüyor. Mübarak 82 yaşında 30 yıllık iktidarı 11 şubat’ta bıraktıktan beş hafta sonra 19 mart 2011’de anayasa değişikliği için oylama yapılıyor. Anayasa değişikliği ordu içerisinden oluşturulan bir hukukçu komisyonu tarafından hazırlanıyor. Müslüman Kardeşler anayasa değişikliğinin kabulü için çağrıda bulunuyor. İktidarı elinde tutan ordu altı ay içerisinde parlemento seçimlerini organize edeceğini açıklıyor ve grev yapmayı yasaklıyor.
Libya’ya yapılan „Şafak Yolculuğu“ adı verilen saldırı, Irak’a yapılan saldırıdan farklı gerekçelerle yapıldı. Irak‘a kimyasal silahlara sahip olmak ve batı için tehdit unsuru gösterilerek saldırıldı. Libya’da ne kimyasal silahlar ne de batı için tehdit olma öne sürülmeden, bu ülkedeki iç karışıklıklara/iç savaşa sivil halkı koruma bahanesiyle saldırılmıştır ki bu 1945’te imzalanan Birleşmiş Milletler Anlaşası’nın sorunları barışçıl yöntemlerle çözme anlayısı ile doğrudan çelişiyor. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 39. Maddesine göre ancak uluslararası bir tehlike halinde saldırı yoluna başvurulabilinir:
«Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41 ve 42. Maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır».
Peki Libya’nın uluslararası bir tehdit olduğu, başka ülkeleri hele hele batı ülkeleri için bir tehdit teşkil ettiği nasıl gerekçelendirilebilinir ki?
Anlaşmanın 33. Maddesini olduğu gibi buraya aktarmakta yarar görüyorum:

«1. Süregitmesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürebilecek nitelikte bir uyuşmazlığa taraf olanlar, her şeyden önce görüşme, soruşturma, arabuluculuk, uzlaşma, hakemlik ve yargısal çözüm yolları ile, bölgesel kuruluş ya da anlaşmalara başvurarak veya kendi seçecekleri başka yollarla buna çözüm aramalıdırlar. 2. Güvenlik Konseyi, gerekli gördüğünde, tarafları aralarındaki uyuşmazlığı bu gibi yollarla çözmeye çağırır».
Kendi anlaşmalarını kendileri açıkça ihmal etmelerindendir ki, ahtabotun beyni ABD bir adım geride durarak, Fransa ve İngiltere’nin belirleyici etkinliğinde kollarını bir adım öne çıkarmıştır.
Suriye, Türkiye ile sınır güney komşusudur. Hafız Esad eski bir ordu komutanıydı. 30 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı. Ölümü dolayısıyla 2000 yılında koltuğu devralan oğlu Beşar Esad ta o zaman siyasi reformlar vaadettiyse de, Suriye halen 1963’te Baas Partisi’nin yaptığı darbe sonrası olağanüstü hal yasaları ile yönetiliyor. Sünni çoğunluğa rağmen, şii azınlıktan birinin diktatörlüğü altındaki 19 milyon nüfussa sahip Suriye’de 2 Milyon üzerinde kürt nüfus yaşamaktadır. Buradaki kürler üç gruba ayrılmaktadır: Vatandaş olanlar, Suriyeli olmakla birlikte devletin verdiği kimlik kartında ‚‘Ecnebi‘ yani yabancı yazılı olanlar ve ‚‘mektum‘ yani kaydı yok olanlar yani kimliksizler.
Suriye Kürt Birliği Partisi Genel Başkanı Fuat Aliko`ya göre, Suriye`deki kürtlerin 1 milyon 700 bini vatandaş. Geriye kalan yaklaşık 400 bin Kürt`tün 250 bini `Ecnebi`, 150 bini ise `Mektum` yani kimliksiz. Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan „kardeşim“ dediği Beşar Esad’da hızla reformlar yapmasını önerirken ve ANF'nin haberine göre PKK lideri Abdullah Öcalan son görüşmesinde avukatlarına „Suriye kürtlere karşı düşmanlık yapmaz herhalde“ derken Suriye’deki toz duman gittikçe büyüyor. Basında yer alan son haberlere göre Suriye Kürt Yekiti Partisi, Beşar Esad karşıtı gösterilere katılma kararı aldıklarını açıkladı.



Arabistan-Türkiye Karşılaştırması
Son olarak Arap ülkelerinde olup bitenler ile Türkiye’de olup bitenleri karşılaştıracak olursak aynı veye farklı yönler bulmak mümkündür:
1. Arap ülkelerinde 30-40 yıllık koltuklarda oturan diktatörler hedef alınırken, Türkiye’de ordu ve polis teşkilatı içerisindeki Ergenekon benzeri bazı örgütlenmeler öne çıkarılıyor.

2. Arap ülkelerinde halk hareketleriyle kırıp dökme ve eski pradigma yerine bir yenisi geçirilirken, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetiyle yol alınmaktadır. Fakat her ikisindede alınan yol ileriye değil geriye işaret etmektedir.

3. Hem arap ülkelerinde hem de Türkiye’de „yeni anayasa“ tartışmaları insanları oyalamada ve yönlendirmede, umutları önce büyütmede sonrada o umutları eşekten düşmüş karpuza çevirmede oldukça öne çıkartılmış durumdadır.

4. Gerek arap ülkelerinde gerek Türkiye’de bir gericilik darbelenirken, yeni bir gericilik hortlatılıyor. Ayrılma, parçalanma, rekabet, gruplar/halklar/inançlar arası çatışma ve boğazlaşmalar, sözün özü barbarlık bir üst boyutta üretiliyor. Özellikle sünni-şii çatışması alevlen(diril)mektedir ki Türkiye tamamıyla ve uzun süre dalganın dışında kalamayacaktır. Daha şimdiden kürtler, daha sonraları ise aleviler bu dalgayı “fırsat“ bularak toparlan(dırıl)ıp yeni bir boyutta harekete geç(iril)eceklerdir.

5. Hem Türkiye’de hem de arap ülkelerinde sahnedeki bütün güçler gericidir; iktidar gericidir muhalefet gericidir. Dünyanın şurasında burasında şekillenmekte olan antikapitalist dünya hareketi yönelimler cılız da olsa rastlanmaktadır veya varsa da seslerini duyaramamaktadır.
Çıkarılacak bazı sonuçlar
Birincisi, Kaddafi resimlerini yıllarca gazete ve dergilerinde basanlar, onu öven 20. Yüzyıl solcularının tutarsızlıkları ve yetmezlikleri burada bir kez daha su yüzüne çıkmış bulunuyor. Bu solun artık kendisini yenileyameyeceği ve değişimin kendisini dayattığı yerlerde mevcut sistem yerine yeni bir sistem stratejisine sahip olmadığı ve olamayacağı her yeni gelişmede tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır.
İkincisi, Arap ülkelerinde olup bitenler, bir (devam edemez duruma düşen) gericiliğe karşı onun yerine geçirilecek olan yeni bir gericilik girişimidir. Hareketin karşıtı liderler/diktatörler gericidir, bu bekleye bekleye paslanmış pradigmalara karşı gelen hareket önderleri gericidir, Libya’da olduğu gibi isyancıları veya Bahreyn’de olduğu gibi mevcut hükümedi destekleyen batılı güç gericidir. İki ucu boklu değnek misali sistem güçlerinin hepsi kirli, hepsi gericidir. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi: Ordu, AK Parti hükümeti, CHP, MHP, ister orduya ister hükümete olsun mevcut her muhalif güç de gericidir.
Mısır’da 1952’de Abdül Nasır’ın iktadarı ele alması, Tunus’ta 1962’de bağımsızlığın elde edilmesi ve 1965’da „Tunus Sosyalizmi“ adı altındaki gelişmelerin başlaması, Irak’ta ve Suriye’de kendilerini sosyalist olarak tanımlayan Baas Partilerinin 1968 ve 1970’de iktidara el koymaları, Libya’da bir grup subayın kralı devirip Abdül Nasır taklitçisi olan ve 1969’da iktidara gelen Muammer Kaddafi başkanlığında cumhuriyeti ilan etmeleri, vs. vs. göz önünde tutulduğunda bölgenin niteliği konusunda bir fikir sahibi olunabilir.
Buradan hareketle üçüncüsü, Sovyetler Birliği ve müttefiklerinde „devlet sosyaliszmi“nin yıkılması, kapitalizmin bir modelinin tıkanması/bitmesi ve diğer yani batılı kapitalist modele katılması demekti. Çoğu zaman kapitalizmin başarısı olarak da değerlendirilen bu olay, oysa kapitalizmin dökülmeya başlamasıydı. Buradan hareketle ve bununla bağlantılı olarak, bugün arap ülkelerinde olup bitenler bir taraftan „devlet kapitalizmi“ modelinin nüfuzu altındaki kalıntıların ortadan kalkması diğer taraftan kapitalizmin dökülmeye devam etmesi olarak da değerlendirilmelidir.
Dördüncüsü, din, mezhep ve milliyet çatışmaları tam bir barbarlığa dönüşme yolunda Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni bir aşaması olarak yeniden ve yeniden canlan(dırılıl)ırken, bölgedeki çatışmalar ve dönüşümler dünya sermayesine bir taraftan yeni askeri malzeme satma diğer taraftan yeni ekonomik yatırım yapma imkânları sunmaktadır ki, zaten batı, olup bitenleri yönlendirmeyi, birincisi askeri ve ekonomik çıkarlarına ikincisi mevcut sisteme yönelmelerini engelleme perspektiflerine dayandırmaktadır.
Sonuncu ve beşinci olarak bundan böyle şu veya bu ülkede, tek tek ülkelerde veya bölgesel çapta „demokrasi“ mücadelelerinin başarıya ulaşma şansları yoktur. Karşılarında bir dünya egemeni güç duruyor. Bu dünya gücüne karşı ancak ayrışma yerine bütünleşme yönelimli, radikal antikapitalist bir dünya hareketi bir varlık gösterebilir. Dünya sermayesinin dünya çapındaki egemenliği ve organizesi karşısında radikal antikapitalist bir dünya hareketi baş göstermeden olup biten gelişmeler bir çürümüşlükten diğer bir çürümüşlüğe, bir barbarlıktan başka bir barbarlığa yol açmaktan başka, yani negatif olup bitenlerden başka bir sonuç doğurmayacaktır. Bir ileri iki geri adım atarak, sistem içi mevcut gidişatın en iyimser yorumunu yapmış olursunuz.
Zaman sistem içi olup bitenlerden yol ayrımı zamanıdır; sağı ve soluyla diğer yönelimlerin veya söylemlerin özgürlük mücadelesinde hiç bir olumlu değeri yoktur.

© Sadık Kolusarı’nın 3 Nisan 2011 günü Kürt-Türk-İsviçreliler Kürltür Derneği’de Bern’de yaptığı bilgilendirme metnidir.

Sonntag, April 04, 2010

Informationsveranstaltung mit Robert Kurz


Informationsveranstaltung
mit
Robert KURZ

Autor des Buches „Das Weltkapital“ und „Schwarzbuch Kapitalismus“




Diskussion und Fragen

über die kapitalistische Systemkrise und die zukünftigen Perspektiven

Wann? Sonntag, 04. April 2010, 15.00 Uhr

Wo? Im Kurdisch-Türkisch-Schweizerischen Kulturverein (KUTÜSCH), c/o Breitsch-Träff, Breitenrainplatz 27, 3013 Bern

Alle Interessierten sind herzlich eingeladen.

Kontaktperson: Sadik Kolusari, 079 / 611 23 42 / s.kolusari@bluewin.ch

Über Robert Kurz: http://de.wikipedia.org/wiki/Robert_Kurz

Einige Veröffentlichungen von Robert Kurz:

1994: Der Kollaps der Modernisierung. Vom Zusammenbruch des Kasernensozialismus zur Krise der Weltökonomie

1999: Schwarzbuch Kapitalismus. Ein Abgesang auf die Marktwirtschaft

2005: Das Weltkapital. Globalisierung und innere Schranken des modernen warenproduzierenden Systems

2010: Tote Arbeit. Die Substanz des Kapitals und die Krisentheorie von Karl Marx (in Vorbereitung)

Donnerstag, September 24, 2009

Özgürlük, Barış: Nasıl? Ne Zaman?, PANEL, 20.09.2009

1. Toplumda insanların kültürel geriliği veya ileri birikimi ile bu insanların biribirleriyle barbari veya insani ilişkiler içerisinde bulunmaları toplumsal duraksamaların, patinajların, belli bir süreliğine de olsa hatta gerilemelerin veya insani gelişmelerin anasıdır. Sistemlerini devam ettirebilme sorunuyla karşı karşıya gelmiş bulunan sistem sahiplerinin, toplumun bakış açısıyla, anlayışlarıyla, dini veya ulusal sorunlarıyla ve insanların biribiriyle ne biçim ilişkilerde bulunmalarıyla yakından ilgilenmeleri bu yüzdendir. Çünkü insanların biribiryle bugünkü dostane veya hısımhane, barışçıl veya kavgacı bir duruşları mevcut sistemin kaderi ile yarının/geleceğin durumunu da belirler.

2. Marks’ın „bir toplumda egemen düşünce, o toplumun egemenlerinin düşüncesidir” sözünü hatırlamak gerekiyor. Bunun böyle olması yani toplumun egemenlerin düşüncesini taşıması, toplumsal çıkarlar yerine egemenlerin çıkarlarının yürümesi için egemenlerin özel çalışmaları ve projeleri var. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere, burjuva akademisyenleri şu veya bu coğrafyadaki toplumu ve genel olarak dünya toplumunu nasıl düşünmeye yöneltebilmek için harıl harıl çalışmalar yapıyor; gerekli adımların ve gidişatın nasıl olması gerektiğini tespit edip kısa, orta ve uzun vadeli olarak pratiğe geçiriyor.

3. Dünya egemenlerinin, günümüzde, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında yaşayan insanların, özellikle de bir burjuva sistemindeki normal özgürlüklere susamış kürtlerin durumuyla ilgilendikleri aşikardır. Onların kararları ve türk hükümetinin yönlendirme ve uygulamalarıyla, ne yazık ki, toplum dini ve milli kimliklere dayalı olarak „kendine“ geliyor/getiriliyor. Bu kendine gelmede tamamen „egemenlerin düşüncesi“ egemendir, hakimdir, belirleyicidir. Toplumun ne ilerici devrimci geçinenin ne aydınların ne de şu veya bu kesimin, egemenlerin düşüncesi dışında bir eğilimi veya stratejisi yoktur, gözükmüyor. Oysa egemenlerin stratejisinde ve yönlendirdiği gelişmelerde gelecek yok; sadece geleneksel, gerici anlayışlar etrafında bazen uyuşma, bazen vuruşma ile öbür dünya, ahiret ikilemi var.

4. Özgür düşünebilen insan, egemenlerin düşünce ve projelerine tutsak olmayan insandır. Coğrafyamızda ve dünyamızda özgürlük ve barış çabaları, egemenlerin düşüncesi dahilinde veya etrafında değil, ancak ona karşıt bir karekter kazandığı, insanların geleneksel değerler ve öbür dünya ikileminden çıkmasını, özgür üretim, özgür tüketim ilişkileri içerisinde özgür insanlar yaşamını hedeflediği zaman gerçekten özgürlüğe ve barışa hizmet edecektir. Ancak gerçekten o zaman esaret ve kan yerine, özgürlük ve barışın kokusu burnumuza gelecektir, topluma sinmeye başlayacaktır. İnsanlar dini gericilik, milliyetçilik gibi geleneksel, gerici değerlerden sıyrılıp insani değerlerle buluşmaya başlayacaktır. Özgürlük ve barış sorununa böyle yaklaşmak gerekiyor. Her birey kendi kendisiyle bu yönlü hesaplaşma ve kendisini yenileme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Sadık KOLUSARI

© Kürt-Türk-İsviçreliler Kültür Derneği (KUTÜSCH) Bern Paneli: Özgürlük Barış: Nasıl, Ne Zaman?
20 eylül 2009

---------------------------------------------------------------
Kısaca diğer panelistlerin dedikleri:

Mukaddes: İsviçre’de yaşadığımız için ben buracaki barışık bir arada yaşamak için bir kaç cümle söylemek isteyeceğim. Herkesin bu konuda zorlukları var. Bence herkes kendisini, bu zorlukları aşmak için kendisini zorlaması gerekiyor. Ne yapmalı: Bir kere kendimizi ifade edebilmek için dil öğrenmeliyiz, meslek edinme çabasına girmeliyiz. Ekonomik özgürlüğü elde etme hedefimiz olmalı. Çocuklarımızın yanında başka kültürleri karamamalı, önyargılı davranmamalıyız.

Ahmet: Ben kürtlerin barış talebi üzerinde durmak istiyorum, zaten beklentiler de bu yönde. 1939’da Almanya’nın Polonya’ya girmesiyle barış özellikle dünya kamuoyunun gündemine gird. Barış, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin birlikte yaşam ilkesidir. Kürtler olarak ne osmanlıyla ne de Türkiye’yle barış içinde yaşayamadık. Sol, sağ ile çatışırken, sağdan baskı görürken, kürtler askerden baskı gördü, askerle barışık yaşayamadı. Otuz yıldan beri süren bir savaş var. Buna rağmen kürt ve türk haklarını birbiriyle çatıştıramadılar.
Barış niçin yapılır? Önce şunu belirteyim, bence kürt halkı içerisinde bir de PKK Halkı vardır. PKK Halkı terimi bence doğrudur. Savaş veya açılım tamamen PKK Halkı ile olacaktır. Barış bu halkın elde etmek istediği talepler üzerindeki müzakere olayıdır. Taleplerimizin bir kısmını elde etmek için herkesle, şeytanla bile anlaşmaya hazırız. Barış taraflarından biri PKK Halkı’dır, diğeri dünya konjöktürü ve türk devletidir; fakat türk halkı değildir. Barışın esas muhatapları bedel ödeyenlerdir, siyasallaşmış PKK Halkı’dır. Gerillayı dağdan indirebilecek olan PKK Konseyi ve Abdullah Öcalan’dır.

Şunu da belirtmek istiyorum: PKK’nin yenilgisinden yeni bir sınıf hareketi doğmaz. Türk solunun bunu bilmesi gerekiyor. Süleyman Demirel’in dediği doğrudur: „Bu son kürt isyanıdır“.

Hürü: Barış, çatışma sürtüşme sonucunda taleplerin yerine getirilmesine dayalı bir anlaşmadır. Barışın kalıcılaşması için samimi olmak, kendisi olmak gerekiyor. Ancak PKK Halkı ile gerçek bir barışın olacağına inanmıyorum. Ödenen bedellere denk karşılığın alınabilmesi için, PKK’nin ne kadar parmak bastığı bir soru işareti olarak durmaktadır. Barışın olabilmesi için sebep ve sonuç ilişkisi sorgulanmalı, istemlerde samimi olmalı ve sağlıklı mücadele verilmelidir. Sözlerimi Tarık Akan’ın üç çocuğunun isimleriyle tamamlamak istiyorum: Barış, Özgür, Yaşar

----------------------------------------
Kisaca dinleyicilerin tepkileri:

Teslim: Dünya egemenlerinin ne yaptığına, insaları nereye götürdüklerine bakmamız gerekiyor. Biz antikapitalist, antiepmperyalist gibi antilerle bir yere varamadık, fakat egemenler yönetmeye ve yönlendirmeye devam ettiler. Kapitalizm kanla doğdu, kendisini kanla idame etti. Serbest rekabetçi aşamada savaş yaptı, tekelci aşamada savaş yaptı; fakat globalizm aşamasına gelince Bush dönemindeki her tarafı tehdit eden politikalarını terk etmeye ve barış politikasına yöneldi. Bush’un savaş projeleri bir bir kaldırıldı. Kapitalizmin ne yapmak istedigini anlamaya çalışıyorum. Obama’dan bu yana yeni gelişmeler var. Obama’yı destekleyen tekeller baskın gelirse, silah tekelleri zayıflamaya devam edecektir. Tekeller barış yayıyor, biz de bundan yararlanacağız. İstemeyan olsa da Kürt Sorunu çözülecektir, barış olacaktır.

Mehmet: Türkiye’de barış emperyalistlerin istediği oranda olacaktır.

Ertan: ABD’nin masada bir yeri var. Fakat PKK’nin de bir yeri var. Olup bitenlerin bir senaryo olduğuna inanmıyorum. Yedi yılını dolduran AKP hükümeti farklı şeyler yapıyor. Olup bitenler sadece ABD, Türkiye isteğine bağlı değildir; PKK mücadelesi belirleyicidir.

Hasan: Babamın tespitlerini dikkate almak lazım. Bu güne kadar egemenlerin çıkarları savaş gerektiriyordu; şimdi onlara barış lazım. Olup bitenler sisemin başarılarıdır, kendimize pay çıkarmayalım.

Mittwoch, Mai 06, 2009

Emegin Kurtulusu mu, Isten Kurtulus mu?, 03.05.2009

Ücretli iş de dahil olmak üzere çalışma elbette toplumsal gelişmelerde önemli bir rol oynamıştır. Ancak sınıflı toplumlarda iş insan unsurunun, bireyin açılımı önünde pranga funksiyonu görmüştür. Sınıfsız ve sömürüsüz bir topluma geçiş aşamasında bugün işe yaklaşım üzerine:


1. Sınıflı toplumsal yaşam koşullarının insana empoze ettiği insanın iş için yaratıldığı, insanın işsiz yaşayamayacağı anlayışını kıramadık. Ücretli iş ile serbest meşguliyeti/uğraşıyı biribirinden ayırt edemeyerek, zorunluluk ile gönüllülük arasındaki farkı açığa çıkaramayacak kadar zavallılıktan kurtulamadık henüz.

2. Çalışmak için çalışmak, yaptığı işin mahiyetini anlamadan ücret için çalışmaktan yüz bükmedik. Geçinebilmek için zorunlu olarak çalışmaya tapar duruma geldik. Keni çıkarlarımıza uygun kendi irademizi oluşturamadık, işalan olarak işverenin çıkarlarını temsil eden işveren iradesine bağlandık. İşalan olarak, işverene sadece ekonomik değil, fikirsel olarak da tabi olduk. Kendimiz olamadık henüz.

3. Sadece üretmek için üreten bir çalışma tarzıyla, üreten olarak ürettimden yabancılaştık. Ne ürettiğimiz, ürettiğimizin nereye gittiği, örneğin ürettiğimiz silahların bombaların insanların başında patlattıldığı bile bizi ilgilendirmedi. İster proleter densin ister işçi, dostluk-kardeşlik-dayanışmanın lafını ettik, ama bunlarla tanışmadık. Ne için, neden ürettiğimizin farkına varamadık. Sadece çalışıp maaşımızı aldık. Salladık kıçımızı başımızı, aldık maaşımızı. Dinledik sahibimizi, aldık yemimizi. Hayvani olduk. İnsanileşemedik, insani değerleri içselleştiremedik henüz.

4. Hayvani insan olarak ücret karşılığı yapmayacağımız kalmadı: sağlığımızı hiçe saydık. Kas gücümüzü, beyin gücümüzü sattık. Gerektiğinde soyunduk çırılçıplak, oynadık köçek gibi. Bedenimizi sattık, çocuğumuzu sattık. Bunlar yetmeyince başkasını pazarlayanlara, insan ticareti yapanlara alet olduk, el-ayak olduk. İnsana ve doğaya saygıyı öğrenemedik henüz.

5. Solculuğumuz, gerici iş/emek anlayışından kopamadı. Eşekçesine çalışmayı marifet sayan işverenin işalanından özgürlükçü bir misyon bekledik. Sosyal Demokrat olduk, komünist-bolşevik olduk, fakat Paul Lafargue, Max Adler gibi yüz akları istisnalarımız hariç, bizi köleleştiren ilişkilerin, bir yüzü sermaye olan madalyonun diğer yüzünü, barbarlığa hizmette kusur bırakmayan kapitalist işleyişin önemli bir bileşeni için „emek en büyük değerdir“ belirlemesini aşamadık henüz.

6. Neyse ki, biz ondan vazgeçmeye daha hazır değilken, iş bizden vazgeçti. Ücretli iş/emek gelip çıkmaza girdi, sonuna dayandı. Ücretli işe/emeğe tapanlar da ideolojik ve örgütsel olarak bitti. Biz halen “herkese iş“ derken, iş elveda etti ve başınızın çaresine bakın dedi; biz komünist parti örgütlenmesi dahil olmak üzere hiyarerşik yapılardan halen kendimizi koparamazken evrensel boyutlu yeni belirleyici olmaya başlıyor artık.

7. Serflik toprağa/tarıma dayalı uygarlığı geliştirdiyse, ücretli emek de teknolojiyi muazzam geliştirdi. Őylesine geliştirdi ki, yeni bir uygarlık için yol açtı. Dünya çapındaki ani iletişim imkanı (internet) ve software, bireysel açılım-gelişim ile kendi kendine örgütlenme gelecek yaşamın temellerini gösteriyor. Nasıl ki feodalizmin bağrından kapitalist üretim ilişkileri önce nüve olarak ortaya çıkmış ve daha sonra belirleyici hale geldiyse, kapitalizmin bağrından uç veren yeninin nüveleri bize yeninin müjdesini veriyor artık.

8. 1970’li yıllardan itibaren başgösteren Üçüncü Teknolojik Devrim veya başka bir söylemle Mikroteknolojik Devrim ile objektif gelişmelerin sonucu olarak makinenin bir bileşini olmaktan çıkarılan insan unsuru kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Toprağı işledikten, teknolojiyi geliştirdikten sonra teknolojinin nimmetlerinden koparak kendisiyle buluşmaya ve kendini geliştirmeye mecbur bırakılıyor. Toprak ve teknolojiden sonra sıra insanın gelişimine, açılımına geliyor artık.

9. “Herkese iş“ yerine “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre“ şiarını yükseltmenin ve herkesin istediği alanda uğraşması ve herşeye kavuşması ortamını yaratmanın, kapitalist ilişkilerden sonra özgür ilişkiler içerisindeki özgür insan dönemi başladı/başlıyor artık.

10. Toplumsal kurtuluş, emeğin kurtuluşuyla değil, ücretli emekten özgürleşmek ile mümkündür, demenin gereklerini yerine getirecek toplumsal özne olarak toplumun kendisinin, kimseye vekalet vermeden ve bu sefer ekmeğini kimseye kaptırmadan devreye girerek insani değerleri belirleyici kılmasının objektif koşulları oluşmuş bulunmaktadır. Barbari bir araya izin verilmeden, insaniyet öncesi tarihin geride bırakılarak insani tarihin başla(tıl)ması gerekiyor artık.

Montag, März 09, 2009

Düsünsel Üretim Sitesi

zum Lesen/okumak icin: http://www.dusunseluretim.com/

Auszug aus dem Arbeitsbericht des Vereinsvorstandes für die 17. Vollversammlung des Vereins (22. Februar 2009)

Der Kurdische-Türkische-Schweizerische Kulturverein KUTÜSCH ist ein Ort, wo die Menschen aus dem Kanton Bern, die keinen nationalistischen und religiösen Extremorientierung haben, sich zusammentreffen um austauschen, diskutieren, lernen und lehren sowie ihre soziale Aktivitäten selbständig durchsetzen. Kurze Darstellung unsere Tätigkeiten im Jahr 2008:

SELBSTARBEIT / SELBSTÄNDIGKEIT
Als Alternative von oben haben wir eine Arbeitsstill von unten vorgenommen. Als Vereinsvorstand haben wir uns bewusst zurückgezogen, unsere Menschen für eine Selbsttätigkeit, Selbständigkeit motiviert. Das ist eine Art und Weise, die für uns unerlässlich ist. Die Tätigkeiten wie Musikgruppe, Kindertanz und Theater sind von unten zustande gekommen, ohne Begleitung des Vorstands.

KUTÜSCHS-UMWELT
Weder der Nationalismus noch die ethnische Vorstellungen wurden in unseren Tätigkeiten beachtet. Der Mensch liegt im Mittelpunkt. KUTÜSCH ist ein Ort, wo die Menschen monatelang, sogar Jahrelang zusammengetroffen und ein gemeinsames Zusammenleben geschafft haben, ohne Bedürfnis zu wissen, wer Kurde oder Turke, Sunite oder Alevite sei. KUTUSCHS-UMWELT ist eine Ort, wo alle Besucher ihre Ruhe haben, ihre Leistungsbeiträge leisten und sich ausdrücken können. Es ist ein Erfolg von unseren Menschen, die seit der Gründung des Vereinsjahres 1988 etwas beigetragen haben.

BEWUSSTSEIN
Über die wichtigen Entwicklungen auf unseren Herkunftsorten, Anatolien und Mesopotamien, und unserem Aufnahmeort die Schweiz sowie auf der ganzen Erde haben wir wichtige Informationsveranstaltungen organisiert. Alle, die hier kommen, haben sicher davon profitiert. Hier sind einige Beispiele von Informationsveranstaltungen, die im Jahr 2008 stattgefunden sind: Der Weltfrauentag, das Newroz-Fest, die letzte Entwicklungen in der Türkei und die kurdische Frage, eine Bewegung für eine klassenlose Gesellschaft, die Gedanken gegen den Krieg, 12. September als dunkle Wolke, Frauen reden über ihre Probleme, Männer reden über ihre Probleme, Austausch über Ergenakon-Organisation, Technologische Revolutionen, der Krise des Kapitalismus und der Linke, usw.

Durch unsere Austauschveranstaltungen versuchen wir die zukünftige Perspektive für uns aufbauen und unseres Bewusstsein zu entwickeln. Unser Ziel ist die Vergangenheit zu verstehen, sich davon zugunsten der Zukunft ablösen.

INTEGRATION/SOZIALISIERUNG
Durch unseres Jugendfest, Picknik und unsere amüsierende Unterhaltungen haben wir unsere Bedürfnisse für Gemeinsamkeit beachtet. Unsere Musikgruppe, Kindertanzgruppe und Theater sind wichtige gemeinsame Produkte für unsere Integration und Sozialisierung.

KINDER
Die stattgefundene Kinderbühne und Kindertanzgruppe sind unsere Aktivitäten, dadurch wir für unsere Kinder etwas leisten. Wir unterstützen unsere Kinder bei ihren Wünsche und Ziele.

GEGEN RASSISMUS UND ABBAU DER SOZIALEN
Wir leisten eine Zusammenarbeit mit den fortschriftlichen Kräften der schweizerischen Gesellschaft. KUTÜSCH unterstützt die Initiative für das Stimm- und Wahlrecht für Auländerinnen und Ausländer. Bei den Unterschriften sammeln, haben wir mitgemacht und die Initiative mit Fr. 300.- unterstützt.
Gegen den Rassismus und Abbau der sozialen Rechte haben wir bei mehreren Aktivitäten schriftlich und praktisch beteiligt.

FÜR DIE MIGRANTINNEN UND MIGRANTEN SOWIE ASYLBEWERBER
Als Verein mit einer schweizerischen Gruppe haben wir gegen die Ausschaffung der Familie Kasikkirmaz mitgekämpft. Die Unterschriften gesammelt, die Übersetzungsleistungen gebracht. Unsere Bemühungen brachten ein gutes Resultat: Familie Kasikkirmaz darf in der Scheiz bleiben.

WÖCHENTLICHE KOCHGRUPPEN
Mit 11 Kochgruppen beteiligten sich die Vereinleute, zu Kochen und am KUTUESCHUMWELT für den Tag den Verein gegen innen und aussen zu vertreten. Das zeigt die Wille unserer Leute für den Verein zu sein. Gleichzeitig zeigt es, dass der Verein für die Leute ein merkwürdiges Bedürfnis ist.

RADIO BERN (RaBe)
Unsere monatliche Sendungen laufen auf Deutsch und Türkisch weiter.

KUTÜSCH INTERNETSEITE
Es funktioniert.

KUTÜSCH CD
Als Verein haben wir vor, eine KUTÜSCH MUSIK CD zu machen. Gespielt und gesungen wird durch Kutüsch-Leute.


KUTÜSCH
Im Namen des Vorstandes
Sadık KOLUSARI, Vereinspräsident

Dienstag, Februar 24, 2009

KUTÜSCH 17. Olağan Kongresine Sunulan Faaliyet Raporu (22 şubat 2009)

Değerli üyeler
Değerli misafirler

Kürt-Türk-İsviçreliler Kültür Derneği KUTÜSCH, Bern Kantonunda milliyetçilik/ırkçılık ile dincilik/mezhepçilikten uzak insanların kendisini ifade etme ortamıdır. İnsanlar bu ortamda bulusma, konuşup dertleşme, görüs alışverişinde bulunma, bilgilenme ve bilgilendirme, istedikleri sosyal faaliyeti geliştirme olanağına sahipler. Geçen kongreden bu yana, bu ortamı ve buradaki çalışmaları kısaca değerlendirelim.

KENDİ KENDİNE ÇALIŞMA / KENDİNİ KENDİ YÖNETME
Bir yıllık çalışma programımıza nasıl bir çalışma tarzı ve hangi hedeflerle çalıştığımızı belirterek başlamak istiyoruz. Çalışma tarzı olarak kendi kendine bir çalışma yöntemini yönetim kurulunun fonksiyonuna alternatif olarak benimsemiş bir derneğíz. Yönetim Kurulu olarak bilinçli bir şekilde geri durduk, kitleyi yani dernek üyelerinin kendi ihtiyaçları doğrultusunda çalışmalarını teşvik ettik, çalışmalarda meydanı onlara bıraktık. Bu vazgeçilmez çalışma tarzımızdır. Muhsin Sarıoğlu yönetimindeki Saz Grubumuz, Tülay/Türkan/Mukaddes ile Çocuk Folkloru, Tanya’nın çalıştırdığı Tiyatro‘,muz en önemli faaliyetlerimiz arasına insanlarımızın kendi insiyatifiyle attıkları adımlardır.

KUTÜSCH ORTAMI
Çalışmalarımızda ne milliyetçiliğe ne de mezhepçiliğe yer verdik. İnsanı başa aldık ve öyle bir ortam yaratıldı ki burada aylarca, hatta yıllarca beraber çalışan insanlar kimin kürt veya türk, kimin sünni veya alevi olduğunu sorma gereği duymadı ve KUTÜSCH ORTAMI gelen herkesin rahatını bulduğu ve katkılarını yapabildiği, kendisini ifade edebildiği bir olanak oldu. Bu olanağı yaratmak ve devam ettirmek çalışmalarımızın önemli başarılarından birisidir.

BİLİNÇLENMEGeldiğimiz anadolu ve mezopotomya toprakları ile İsviçre ve dünyadaki gelişmeler hakkında önemli bilgilendirmeler ve tartışmalar yani bilgilendirme/görüş alış-verişi toplantılardan buraya gelen herkes kendi nasibini almıştır. Bazı örnekler verecek olursak: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlaması (9 mart), Newroz üzerine görüş alış-verişi (23 mart/Sadık Kolusarı), Türkiye´deki Son Gelişmeler ve Kürt Sorunu (6 nisan/Teslim Töre), Sınıfsız Toplum Hareketi (25 mayıs/Sadık Kolusarı), Savaşa karşı düşünceler (22 haziran), Kara Bulut 12 Eylül (14 eylül/T. Töre), Kadınlar Sorunlarını Anlatıyor (2 kasım), Erkekler Sorunlarını Anlatıyor (9 Kasım), İsviçre Ulusal Parlementosu milletvekili Lumengo Ricardo ile İsviçre´de Yabancılar ve İlticacılar Yasası (23 kasım), 2009a doğru Türkiye ve Dünya (21 aralık/T. Töre), AKP ve Ergenekon örgütü üzerine görüş alış/verişi (11 Ocak 09/T. Töre), Teknolojik Devrimler, Kapitalizmin ve Solun Krizi (25 ocak 09/S. Kolusarı) konularını işleyerek, tartışarak ileriye yönelik perspektiflere ve gelişmelere dair bilgi düzeyimizi geliştirmeyi hedef aldık. Eskiyi anlama, ondan kopma ve ileriyi görebilme, katkı sunabilme düzeyini yakalama bir diğer hedefimiz oldu.

GEÇMİŞİ ANLAMA, TAKILIP KALMAMA
Ölümsüz Devrimcileri Anma (11 mayıs/T. Töre) toplantımız ile geçmişimize öncülük edenleri, kendi canlarıda dahil hiçbir şeylerini esirgemeden sundukları katkılarını andık, geçmişimizi anlamaya ve dersler çıkarmaya çalıştık. Bu konuda önemli eksikliklerimizin olduğuna inanıyoruz. Bir sigarayı bırakmanın bile ne kadar zor olduğunu düşünecek olursak, koca bir ideolojik, örgütsel, sosyal ve pratik geçmişten kopmanın çok zor olduğunu kabul edebiliriz.
KAYNAŞMA/SOSYALLEŞME
Gençlik ve çiğköfte (18 mayıs), Geleneksel Yıllık Piknik (14 Haziran), ikinci piknik (5 ekim), geçen hafta düzenlenen eğlence ile kaynaşma, paylaşma ve eğlenmeyi ihmal etmedik.
Kaynaşma ve sosyalleşme yolunda Saz Grubu iyice yer alırken, Folklor ve Tiyatro çalışmalarımız zaman zaman devam etmektedir.

ÇOCUKLARIMIZÇocuk Kürsüsü (20 nisan), Çocuk Saz Grubu gibi etkinliklerimizle çocuklarımızi gözetme, destekleme ve sağlıklı büyümelerine katkı sunma başka bir hedefimiz oldu.

IRKÇILIĞA VE SOSYAL HAKLARA KARŞİ TUTUM
Bu konudaki mücadelemizde yönümüzü içinde yaşadığımız toplumun ilerici güçlerine, insanlarına döndük. „Zäme Lebe Zäme Stimme“ yani „Ortak Yaşam Birlikte Seçme“ kampanyasında yabancı kökenliler arasında en fazla imza toplayan KUTÜSCH oldu. Masraflar için 300.- Frank maddi katkıda bulunduk.
Sosyal hakların kısıtlanması ve ırkçılığa karşı bir çok eylemde yazılı ve pratik olarak yer aldık.

MÜLTECİ ve İLTİCACI SORUNLARINA DUYARLILIK
Derneğimiz üyesi olan Nimet Kaşıkkırmaz ve çocukları için İsviçreyi terketme kararına karşı İsviçrelilerle birlikte derneğimiz imza kampanyası, avukat işlemleri gibi konularda önemli destekler sunarak terk durduruldu, F oturumları verildi.

HAFTALIK NÖBET GRUPLARI
Geçen Kongreden bu yana 10 tane grup sırasıyla yemek pişirdi ve o gün derneğimizi temsil etti, derneğin düzeni, işleyişi ve ortamını belirledi. Eksikliklere rağmen tutturulan bu düzey, dernek üyelerinin derneklerine sahip çıktıklarının da göstergesidir. Grup oluşumu ve çalışmaları, derneğimizin bu insanlar için bir ihtiyaç olduklarının göstergesidir.

RADIO BERN (RaBe)
Aylık radyo yayınlarımız devam etmektedir. Yayınlarımız almanca ve türkçe yapılmakta olup Salı günleri saat: 19.00 – 20.00 arasındadır.

KUTÜSCH INTERNET SİTESİ
Çok canlı ve çok aktuel olmamakla birlikte hayatına devam etmektedir. İnsanlarımız yayınlanması için yazı, şiir, hikaye, vb. katkılar sunarak canlandırabilirler.

KUTÜSCH CD
Derneğimizin üyesi veya ziyaretçileri arasında bulunan seslerin ve sanatların ürünü bir müzik CDsinin yapılması çalışmaları henüz düşünce aşamasında olmakla birlikte hedeflenmiştir.

Çalışma tarzımızın ve etkinliklerimizn bir özetini sunduk. Sonuç olarak, tüm üyelerimizin ve bu ortamı bir ihtiyaç olarak görüp buraya gelen ve buradan bir seyler alan herkesi bu ortama sahip çıikmaya, birşeyler katmaya davet ediyoruz.



KUTÜSCH
Yönetim Kurulu
adına dernek başkanı
Sadık KOLUSARI